itirazın iptali, elektrik faturası, sebepsiz zenginleşme


Resim Yok

23. Hukuk Dairesi 2019/2239 E. , 2020/3657 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi 

İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki asıl davada itirazın iptali, birleşen davada alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın esastan reddine yönelik verilen hükmün asıl ve birleşen davada davacı vekilince duruşmalı, asıl ve birleşen davada davalı vekilince duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili gelmiş olmalarıyla, duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

- KARAR - Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin doğalgaz hammaddesi ile ürettiği elektriği sattığını, davalı ... şirketinin sisteminde yer alan müşterilerine enerji nakli için davalı ile ile sistem kullanım anlaşması akdettiğini, davalının EPDK'nın onayına tabi olan iletim sistem kullanım bedelinde bir artış olmamasına rağmen, mevzuata ve kurul kararlarına aykırı olarak iletim sistem kullanım bedelini artırdığını, Ocak 2004-Ağustos 2006 döneminde fazla tahsilat yapıldığını, Ocak ve Şubat 2004'te fazla ödeme için açtıkları davanın kabul edildiğini, bu aylar dışındaki alacak ve işlemiş faize ilişkin alacağın tahsili için yapılan takibe davalı itirazının haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile %40 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Birleşen davada davacı vekili, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile asıl davada talep edilen asıl alacağın KDV’si 35.491,22 TL, KDV tutarına işlemiş gecikme zammı ve asıl alacağa ve KDV tutarına işlemiş gecikme zammının eklenecek KDV’nin tahsilini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalı vekili, husumetin müvekkiline yöneltilemeyeceğini, alacağın zamanaşımına uğradığını, haksız yapılan herhangi bir tahsilatın olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, dosya kapsamı ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; EPDK' nın 272 numaralı kararı 2. maddesinde tarife değişikliğinin kurul kararı ile yapılacağının belirlendiği, dava konusu döneme ilişkin kesilen faturaların ihtirazi kayıtla ödendiği, davalının 197.173,31 TL fazla tahsilat yaptığı, EPDK ' nın yeni kararı olmaksızın davalının aylık sistem kullanımı ve işletme bedelini değiştirdiği gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile itirazın iptaline, icra inkar tazminatının reddine, birleşen davanın kabulü ile alacağın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline dair verilen karar, asıl ve birleşen davada taraf vekillerinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesince, davalı vekili istinaf başvurusunun; somut olayda alacak sözleşmeye dayalı olduğundan zamanaşımının on yıl olduğu, davalının uyguladığı fiyatlama EPDK’nın onayına tabi olmasına rağmen onay verilidiğine ilşkin bilgi belge olmadığı gerekçesiyle, davacı vekili istinaf başvurusunun ise; davalı tarafından fazla tahsilat yapılıp yapılmadığının hesaplama ve özel bir uzmanlık gerektirdiği, birleşen davada davalıyı davadan önce temerüde düşürdüklerine dair belge sunamadıkları, faiz için ayrı bir fatura bulunmadığından faiz bedeli üzerinden KDV talep edilemeyeceği gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, asıl ve birleşen davada taraf vekillerince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya duruşmalı olarak incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl ve birleşen davada davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı  dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2- Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; EPDK’nın 24.08.2006 tarihli ve 875 sayılı kurul kararında, 5496 sayılı Enerji Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin Kanun ile 3629 sayılı Kanun’a eklenen geçici 9. madde doğrultusunda, TEDAŞ tarafından EPDK’ya sunulan tarife tekliflerine istinaden kabul edilen PSHB(perakende satış hizmet bedeli) tarifesinin, geçiş döneminde tüketici tarifelerinin dengelenmesi bakımından kwh bazında belirlenmesine ilişkin 20 dağıtım şirketi için gelir gereksinimi hesaplaması ve tarife metodolojisinin geçiş dönemi tarife uygulamaları başlıklı 2. bölümünün (B) bendinde yer alan 1. bölümünde ‘abone başına sabit ücret olarak belirlenen parekende satış hizmeti bedeli tarifesinin geçiş döneninde tüketici tarifelerinin dengelenmesi bakımından kwh bazında belirlenmiştir’ denilmiştir. Bu karar ile EPDK tarafından elektrik dağıtım şirketlerinin PSHB (Parekende Satış Hizmeti Bedeli) karşılığı tahsil ettikleri bedellerin abone başına belli bir maktu bedel olarak değil, tüketici tarafından tüketilen her bir kwh için belli bir bedel olarak tahakkuk ve tahsil edileceği hususu düzenlenmiştir.

Yukarıda değinilen geçiş dönemi tarife uygulamaları başlıklı 2. bölümün (B) bendinin iptali istemiyle dava açılmış, Danıştay 13. Hukuk Dairesinin 2008/2695 E. 2011/1385 E. sayılı kararı ile, geçiş dönemi tarife uygulamaları başlıklı 2.bölümün (B) bendinde yer alan ‘1.bölümde abone başına sabit ücret olarak belirlenen PSHB (parekende satış hizmeti bedeli) tarifesi geçiş döneminde tüketici tarifelerinin dengelenmesi bakımından kwh bazında belirlenmiştir’ şeklindeki düzenleme iptal edilmiştir. İptal kararı ile birlikte elektrik dağıtım şirketleri tarafından tüketilen kwh bazında nispi olarak tahsil edilen PSHB’nin(perakende satış hizmet bedeli) yasal dayanağı ortadan kalkmıştır. Bu nedenle de mahkemece, davalının sayaç okuma bedellerini kwh bazında nispi olarak tahsil etmesi neticesinde maktu alınan ücretle arasındaki fark kadar zenginleştiği, ancak zenginleşmenin davacı aleyhine değil doğrudan tüketici aleyhine olduğu, davacı aleyhine bir zenginleşmenin olmadığı, davacının bu bedeli tüketiciye ödediğine ilişkin bir iddia da ileri sürülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne dair ilk derece mahkemesi kararı ile bu karara karşı istinaf isteminin reddi kararı usul ve yasaya aykırı görülmüştür.

3-Bozma nedenine göre; asıl ve birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davada davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 21.03.2019 tarih ve 2017/2285 E. - 2019/503 K. sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA, İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07.06.2017 tarihli 2012/775 E., 2017/614K. sayılı ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, (3)numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HMK'nun 373/1. maddesi gereğince dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, vekili Yargıtay duruşmasına hazır bulunan davalı taraf yararına takdir olunan 2.540,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, 17.11.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.